Gazali Net Ana Sayfa
Anasayfa Anasayfa > Gazali ile İlgili Anlatılar > Hakkında Anlatılanlar
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  Forum Yardım Forum Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj / Okunmamış Mesajları Gör
Abidin Açılır Kutu Gör
Çırak
Çırak
Simge

K.Tarihi: 28 Aralık 2010
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 19
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Alıntı Abidin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: İlimlerin Taliminde Usûl: Gazalî Örneği
    Gönderim Zamanı: 20 Aralık 2012 Saat 16:07
Darulhikme derneginin web sitesinde ilginc bir makale...
http://darulhikme.org.tr/darulhikme/tr/2012/12/15/ilimlerin-taliminde-usul-gazali-ornegi-i/

Orhan ENÇAKAR

Eğitimde kullanılacak dili ve aktarılacak meseleleri belirlemede muhatap kitlenin seviyesi ve bu ilimlere olan ihtiyacını göz önünde bulundurmak eğitim-öğretimde önemli bir konudur. Özellikle de iletişim araçlarının çoğalıp yaygınlaştığı ve bilgiye ulaşmanın iyice kolaylaştığı günümüzde bu konu daha da önem kazanmıştır. Söz konusu eğitim İslamî ilimler alanında olunca da konunun önemi bir kat daha artmaktadır. İslamî ilimlerin Müslümanların hem dünya hem de ahiretini ilgilendiren ilimler olması hasebiyle ve de “her doğru her yerde söylenmez” sözünün fehvasınca sadece aktarılan ilimlerin doğru olması yeterli olmamakta aynı zamanda Müslümanların ihtiyacını da karşılaması gerekmektedir. Dolayısıyla Akideden Kelama, Fıkıhtan Usûle, Tefsirden Hadise, Tasavvuftan Ahlaka tüm İslamî ilimlerde gündeme getireceğimiz konuyu ve o konuyu sunarken kullanacağımız dili muhatap kitlenin ihtiyacına göre belirlememiz hikmetin bir gereğidir.

Gazalî el-İktisâd fi’l-İtikâd isimli “Kelam”a dair yazmış olduğu eserinin başında bu konuya dikkatimizi çekiyor ve itikadî konularda ele alınacak meseleler ile kullanılacak üslup ve dilin muhatap kitlenin durumuna göre belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu sebeple de kitabına bizim diğer kitaplarda görmeye pek alışık olmadığımız ama en az kitapta ele alınan meseleler kadar önemli ve diğer İslamî ilimlerin taliminde de göz önünde bulundurulması gereken dört mühim mukaddime ile başlıyor.

Gazalî birbirinden değerli bu dört mukaddimenin ilkinde Kelam ilminin dindeki öneminden bahseder. İnsanlar için en önemli şeyin ebedi saadeti kazanmak olduğunu, bunun da ancak gönderdiği peygamberler aracılığıyla bizleri kendisine inanmaya davet eden Allah’a imanla olacağını dile getiren Gazalî, bu ilmin maksadının Allah’ın varlığını, birliğini, sıfatlarını, fiillerini ve göndermiş olduğu peygamberlerin hak olduğunu ispatlamak olduğunu ifade eder.

İkinci mukaddimede ise, iletişim araçlarının çoğaldığı günümüz için çok daha önemli olan bir konuya değinir: Kelam ilmini kim, ne kadar bilmelidir? Kelam ilmi her ne kadar önemli bir ilim olsa da herkesin bu ilimle ilgilenmesinin doğru olmadığını ifade etmek üzere: “Bu ilimde kullanılan deliller kalp hastalıklarını tedavide kullanılan ilaçlar gibidir. Eğer bu ilaçları veren tabip işini bilen mahir biri değilse, bu ilaçlarla faydadan çok zarar verecektir.” diyerek bu ilmi tahsil edecek ve bu ilimden yararlanacak kişinin öncelikle insanların dört gruba ayrıldığını bilmesi gerektiğini söyler:

1. Grup: Allah’a ve peygamberine iman edip hakkı hak bilen, bunu gönlüne yerleştiren sonra da ya ibadetle ya da bir meslekle meşgul olan halk tabakası:

Gazalî bunların içinde bulundukları bu hal üzere bırakılması, Kelam ilmine teşvik edilip saf ve berrak akidelerinin bulandırılmaması gerektiğini söyler. Zira Peygamber Efendimiz tebliğde bulunduğu kişilerden sadece iman etmesini istemiş, imanı taklidi ve burhani (kelami delillere dayalı) diye ikiye ayırmamıştır. Peygamber Efendimizin, kelami delillere başvurmadan kendisine iman eden kişilerin imanlarını tezkiye edip kabul etmesi de bize bunu göstermektedir. Bu birinci grup kelami delillere gerek kalmadan gönüllerine doğan bir duyguyla iman etmiş ve bu duygu onların hakka boyun eğmelerine, doğruluğa bağlanmalarına yetmiştir. Bunlar gerçek müminlerdir. Onların bu saf akidelerine şüphe sokmamak gerekir. Zira kelami deliller, bu delillerdeki problem ve çözümler bu kişilere anlatıldığında, akıllarına giderilemeyecek şüphelerin düşmesinden emin olamayız. Bu sebeple sahabenin bu ilimle uğraştığı bize nakledilmemiştir. Aksine onlar ibadet ve tebliğle meşgul olmuşlar, insanları hal ve davranışlarında maslahatlarına olacak şeye irşat etmeye çalışmışlardır.

Gazalî’nin zikrettiği bu birinci grup toplumun en geniş tabakasını oluşturmaktadır. Bu tabakada yer alan kişiler genelde Gazalî’nin de ifade ettiği üzere taklidî bir imanla Allah’a inandıktan sonra bağıyla bahçesiyle, işiyle gücüyle meşgul olan köylü, esnaf, memur ve işçi sınıflarıdır. Kelamî problemlerden hiçbir haberi olmayan bu kişilerin dünyasına bu problemleri sokmamak gerekir.

Toplumun en geniş tabakasını oluşturan bu birinci grubun akidelerinin düne nispetle günümüzde pek de berrak olmadığını söylememiz gerekmektedir. Zira iletişimin hızlandığı günümüzde televizyon, internet, gazete, dergi vb. araçlarla toplumun hem ahlakı hem de itikadı hızlı bir şekilde bozulmaktadır. Ve bizler “modern insan” diye tabir edilen ve her şeyi kendi aklına ve çıkarlarına göre değerlendiren, manadan çok maddeye, gaipten çok şahide, dinden çok bilime göre hayatına yön veren, ümmet olma bilincini kaybetmiş bireyler olma yolunda hızla yol alıyoruz. Ama yine de Gazalî’nin bahsettiği bu birinci gruba giren ve “Kocakarı itikadı” diye adlandırılan bu saf akideye sahip olan kişileri –sayıları giderek azalsa da- kelamî problemlerden uzak tutmak gerekir.

Gazalî’nin Kelam ilmiyle alakalı olarak tasnife tabi tuttuğu diğer üç grubu bir sonraki yazıda ele alacağız, inşallah.



"Mümin eli ve dili ile kimseye zarar vermeyendir" Hadis (dinimizislam.com dan)
Yukarı Dön
Abidin Açılır Kutu Gör
Çırak
Çırak
Simge

K.Tarihi: 28 Aralık 2010
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 19
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Alıntı Abidin Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 10 Şubat 2013 Saat 22:31

Orhan ENÇAKAR

İmam Gazali’nin Kelam ilmiyle alakalı olarak insanları tasnife tabi tuttuğu dört gruptan birincisini daha önce zikretmiştik. Şimdi diğer üç grubu göreceğiz inşallah.

2. Grup: Hak yoldan sapmış olan kâfirler ve bid’atçılar…

İmam Gazali bu grup hakkında şu önemli tahlil ve tespitleri yapmaktadır:

Bunlar içinden katı, kaba, anlayışsız, kıt akıllı, körü körüne taklitte ayak direten, çocukluktan ileri yaşa kadar küfür ve batıl üzere yaşayıp ona alışmış olanlara kırbaç ve kılıçtan başkası fayda vermez. Kâfirlerin çoğu kılıçların gölgesi altında Müslüman olmuşlardır. Zira Allah, söz ve delille yapılamayacak nice işi kılıç ve mızrakla yapar. Tarih kitapları bu gerçeğin en canlı şahitleridir: Tarihte Müslümanlarla kâfirler/haktan sapanlar arasında yapılan hemen hiçbir savaş yoktur ki, bu savaş sonunda haktan sapmış olan bir grup hakka teslim olmuş olmasın. Aynı şekilde tarihte kurulmuş olan hemen hiçbir münazara meclisi hakkın teslimiyle sona ermemiş; aksine bu münazaralar tarafların ısrar ve inatlarını artırmıştır. Bu söylediklerim, akıl ve delilin kadrini-kıymetini bilmezlik görülüp bu ikisinin şanını tenkis olarak kabul edilmesin. Ama unutulmamalıdır ki, akıl nuru Allah’ın çok az sayıda dostuna ihsan ettiği bir keramettir. Halkın genel hali ise kusur ve cehalettir. Yarasaların güneş ışığını algılayamamaları gibi onlar da bu kusurlarından ötürü aklî delilleri pek algılayamazlar. Pislik böceğine gül kokusu nasıl zarar verirse bunlara da ilim öyle zarar verir. İmam Şafiî şöyle der:

(Ehil olmayan) cahillere ilim bahşeden ilmi zayi etmiştir

Ehil olana ilim vermeyen de onlara zulmetmiştir.

3. Grup: Duyarak ve taklitle iman etmiş olan akıllı, zeki; fakat aklına düşen şüpheler sebebiyle inancında tereddüt yaşayan ve bu sebeple huzur, sükûnet ve güvenlerini kaybeden veya kulaklarına gelen bazı şüphelerin vicdanlarını rahatsız ettiği kimseler.

İmam Gazali bu gruba karşı sergilenmesi gereken tavrı ve izlenilmesi gereken metodu şöyle açıklar:

Bu kimselere karşı son derece nazik ve yumuşak davranmak gerekir. Huzur ve güvenlerini tekrar kazanabilmelerini sağlamak ve akıllarına gelen şüpheleri izale edebilmek için mümkün olduğunca ikna edici ve onlar tarafından kabul edilebilecek bir üslup ve dil kullanılmalıdır. Bu üslup sadece şüphelerini garipsemek, nasıl böyle bir şey düşünebilirsin demek suretiyle ayıplamak, bir ayet okumak, bir hadis rivayet etmek veya faziletliyle meşhur birinin sözünü nakletmek şeklinde de olabilir. Bu tür bir üslupla şüpheleri zail oluyorsa münazara kurallarına göre serdedilen delillere girmemelidir. Çünkü bu üslup -çoğu zaman- onların zihinlerinde başka problemlere kapı aralar. Bu kişi meseleyi kökünden halleden kesin deliller dışında bir şeyle ikna olmuyorsa, işte ancak bu durumda gerçek/kelamî delillere başvurulabilir. Fakat bunun da ihtiyaç duyulduğu kadar ve problemli meseleyle sınırlı olması gerekir.

4. Grup: Ehli dalaletten zeki ve insaf sahibi olan kimseler…

Bunlar ehli dalaletten bir grup olup kendilerinde akıl ve zekâ parıltıları görülen, itikatlarına arız olan şüpheler sebebiyle hakkı kabul etmeleri umulan/insaflı veya en azından yaradılış ve fıtrat gereği inandıkları şeyden şüphe duyabilecek kadar yumuşak kalpli kimselerdir.

Bu tür kişileri hakka yönlendirip sahih itikada irşat edebilmek için -cedel ve taassuba düşmeden- çok yumuşak bir üslup benimsenmelidir. Zira cedel ve taassub dalalet saiklerini artırır, inat ve ısrar güdülerini harekete geçirir. Halkın kalbine kök salmış olan birçok cehaletin sebebi ehl-i haktan bir kısım cahillerin taassubudur. Bunlar hakkı meydan okurcasına izhar edip hasmın zayıf olanlarına hakaret gözüyle baktıklarından karşı tarafın inat ve muhalefet duygularını kabartmışlardır. Ve böylece batıl inançlar bu kişilerin kalbinde kök salmıştır. Sonra da yumuşak üslup kullanan âlimler fesadı çok açık olduğu halde bu batıl inançların kökünü kazımada çok zorlanmışlardır. Hatta bu taassup öyle bir dereceye varmıştır ki, bir grup “konuşurken ağzımızdan çıkan harflerin bile kadim olduğunu” iddia eder olmuştur.[1] İnat ve taassup aracılığıyla şeytanın insanları ele geçirmesi olmasa idi, bırakın akıl sahibi kişiyi, bir mecnunun dahi kalbinde böyle bir inancın yerleşmesi mümkün olmazdı. İşte cedel ve inat böyle dermanı olmayan bir derttir. Mütedeyyin kişi bundan var gücüyle sakınmalı. Kin ve nefreti terk etmeli. Allah’ın tüm kullarına rahmet nazarıyla bakmalı. Bu ümmetin yoldan çıkmış olanlarını irşat etmek için şefkat ve nezaketten faydalanmalı. Ehli dalaletin dalaletini körükleyen huysuzluk ve aksilikten zinhar uzak durmalı. Ve asla unutmamalıdır ki, inat ve taassupta ısrara sebebiyet verecek duyguları kışkırtan kişi, bid’at üzere ısrara yardımcı olduğu gibi bu yardımcılığından dolayı ahirette mesul olup sorgulanacaktır da.

İmam Gazali’nin kitabının başında dört mukaddime sunduğunu bunlardan birincisinde Kelam ilminin dindeki önemi incelediğini, ikincisinde ‘Kelam ilmiyle kim ne kadar ilgilenmelidir’ konusunu ele alarak insanları bu konuda dörde ayırdığını söylemiş ve ilk grubu bir önceki makalede incelemiştik. Bu makalede geriye kalan üç grubu zikrederek ilimlerin taliminde İmam Gazali gözüyle bir usul sunmaya çalıştık. Özetleyecek olursak İmam Gazali Kelam ilmiyle alakalı olarak insanları dört grubu ayırıp her grup hakkında şunları söylemektedir:

  1. Grup: Sahih inanca sahip olup Kelamî hiçbir problemden haberi olmayan halk tabakası: Bunlar hiçbir surette kelamî meselelerle yüz yüze getirilmemeli.
  2. Grup: İnatçı kâfir ve bid’atçılar: Bunlarla oturup konuşmanın hiçbir faydası yoktur. Bunları ancak kılıç paklar.
  3. Grup: Aklına bazı şüpheler düşmüş sahih inanca sahip zeki ve akıllı kişiler: Bunların şüphelerini gidermek için öncelikle kelamî delillere başvurmamalı. Kelamî deliller son çare olarak kullanılmalı.
  4. Grup: Ehl-i dalaletten akıl ve vicdan sahipleri: İşte kendilerine karşı kelamî delillerin kullanılacağı ve şefkat ve merhametle davranılıp kışkırtılmamaları gereken asıl grup.

Not: İmam Gazali, bu dört mukaddimeden burada yer vermediğimiz üçüncüsünde bu ilmin farz-ı kifai olduğunu ve dördüncüsünde ise kitabında kullandığı delil türlerini anlatmıştır. Makalemizin konusuyla alakalı olmadığı için bu kısımlar üzerinde durmadık. Dileyenler kitabın Arapçasından veya Türkçe tercümesinden bu kısımları okuyup inceleyebilirler.

[1] İmam Gazali burada Kur’an’ın mahlûk olmadığı konusunda Haşeviye’nin ifrat derecesine varan görüşünü kastetmektedir.

http://darulhikme.org.tr/darulhikme/tr/2013/01/21/ilimlerin-taliminde-usul-imam-gazali-ornegi-ii/

"Mümin eli ve dili ile kimseye zarar vermeyendir" Hadis (dinimizislam.com dan)
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Powered by Web Wiz Forums Free Express Edition
Copyright ©2001-2009 Web Wiz
Türkçe Çeviri Hakan Tekgöz

Bu Sayfa 0,078 Saniyede Yüklendi.

tumblr statistics