Gazali Net Ana Sayfa
Anasayfa Anasayfa > Gazali Dönemi > Gazali Dönemi
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  Forum Yardım Forum Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayınİmam Gazali ve Gaziantep Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınGazali'nin Hayatı Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınEl Munkiz Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınProf.Ayvalli kaleminden Ima... Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayınİlimlerin Taliminde Usûl: G... Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınExcellence in Faith & A... Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınAl-Ghazali The Alchemist Of... Konuyu Görüntülemek İçin TıklayınMürşid Mürid ilişkisi Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın"Gazali ve Benötesi Ya... Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın"dhawq" ?

Gazali Dönemi Ahlak Anlayışı;

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj / Okunmamış Mesajları Gör
sibel Açılır Kutu Gör
Kalfa
Kalfa


K.Tarihi: 28 Nisan 2010
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 189
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Alıntı sibel Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Gazali Dönemi Ahlak Anlayışı;
    Gönderim Zamanı: 04 Mayıs 2010 Saat 21:38

Gazali Dönemi Ahlak Anlayışı;


Gazali’ ye göre güzel ahlâkın iki şartı vardır. Birincisi kalbin Allah sevgisinden başka her şeyden arındırılması, ikincisi kalbin Allahın marifeti ile doldurulmasıdır (Kazanç, 2007. s.258). Ona göre güzel ahlak bu ikisini içinde toplayandır.


“Ahlâk” diyor Gazali: “Nefiste yerleşmiş bir melekedir. Ondan herhangi bir fikri zorlama olmaksızın  (insan) eylemleri kolaylıkla ortaya çıkar.” Ona göre akıl ve din açısından övülen ve güzel sayılan işler bu melekeden meydana gelirse, buna güzel ahlâk, kötü işlerden gelirse, ona da çirkin ahlâk denir.


Gazalinin ortaya koyduğu marifetullah kavramı bize ahlâk konusundaki zemini daha doğru anlatacaktır. Marifetullah Allah rızasına en uygun hareket anlamına gelmekte olup, ahlâk ile birlikte düşünüldüğünde konunun özü netleşecektir (Kazanç, 2007. s.158).


İnsanın marifetullah gibi bir ideale ulaşa bilmesi için öncelikle kendini tanıması gerekmektedir. Nitekim “Kendini tanıyan Rabbini tanır” şeklindeki hadisi şerif buna işaret etmektedir (Dikmen,2008. s.117). Peki, insanın kendini tanıması nasıl gerçekleşecektir? Gazali’ ye göre bu bedensel varlığın ötesinde ruhunu, ruhun ahlâki ve aşkın niteliğini tanımak demektir. Çünkü insan ancak ve ancak ruhu ile tabiatın üstünde bir değerdir (Kazanç, 2007. s.22).


Gazalinin insanın yapısını incelerken ele aldığı ruhi ve manevi cephe büyük önem taşımaktadır. İmtihan için bu dünyada bulunan insanın nefis ve ruh bakımından iki imtihan konusu bulunmaktadır. Eğer ruh bedenden soyutlansaydı ondan kötülük doğmazdı. Oysaki ahlâki yargılar iyi ve kötü olarak vardırlar. O halde ahlâki hayat insanın ruh–beden varlığı olmasının bir sonucudur. Gazali nas’a dayanan gelenekçi ahlâk ile felsefi ahlâkı bir de tasavvufî ahlâkı birbirine yaklaştıran, hatta bunları geliştiren sentezci bir ahlâk anlayışını savunmuştur. Böyle bir ahlâk anlayışı aynanı zamanda Gazali’yi orta yola götürmüştür. Onun orta yol ahlâk anlayışı güzel ahlâk, hikmetin kemali, gazap ve şehvet güçlerinin orta yolunu ifade eder. Orta yol ise Allah’ın lütfettiği peygamberlerde ve mücadele ve riyazetle güzel huyları elde edenlerde ortaya çıkar. Ahlâk aynı zamanda eğitim yolu ile de değişebilir. İnsan bir takım faziletleri ancak bu yolla elde eder.


Gazalinin tespit ettiği dört temel fazilet ise; hikmet, şecaat, ilim ve adalettir. Kısaca anlatmak gerekirse tevazu; Allah-u Teala’nın ahlâkıyla ahlâklanmış kişinin sıfatıdır. Hatta Cenab-ı Allah tarafından insana bahşedilen ahiret nimetleri de bu eylemlerin sonucundan ziyade Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirilmelidir. Aklı yükümlülüğün kaynağı olarak görmeyen düşünürümüz bunu iki sebeple temellendirmektedir;

1- Değerleri mutlaklaştırma zorunluluğu: Eğer ahlâki değerler insanüstü bir otoriteye dayandırılmazsa mutlak olma niteliğini kaybeder. Zira genellikle egoist tabiata sahip olan insanlar, kendilerinin ve başkalarının eylemlerini öncelikle kendi yararları açısından değerlendirirler. Bu durumda ahlâki eylemden beklenen fayda izafi ve öznel olduğundan değerlerde dolayısıyla öznelleşmiş olur.


2- Otorite zorunluluğu: Yükümlülüklerin arkasında insanüstü bir otoritenin kabul edilmemesi durumunda bir otorite boşluğu ve hüküm anarşisi doğar. Çünkü hüküm yetkisi aşkın bir otoriteye bağlanmazsa insanların birinin diğerine göre daha fazla üstün olmamasından ötürü her insan bir başkasına görev yüklemesi olağandışı değildir. Bu durum bir karmaşayı beraberinde getirir. Gazali ahlâki eylemler neticesinde ortaya çıkan bir takım erdemlere de değinmiştir. Gazali erdemleri sınıflandırırken dörde ayırmaktadır ve şu şekilde sıralamıştır:
(1) İlim kuvveti.  (2) Gazap kuvveti  (3) Şehvet kuvveti  (4) Adalet kuvveti  (Kazanç, 2007 .s. 157, 158, 159).


İlim kuvveti: Bundan hikmet doğar ona göre hikmet ise “güzel ahlakın başıdır”. Ona göre insanın esas amacı din ve akılla birlikte şehvet ve gazap kuvvetini kontrol altında tutmaktır. Adalet kavramı zaten aklın işaret ettiği şeyi yerine getiren güçtür. Düşünürümüze göre eğer bu dört özellik bir insanda mevcutsa o insan da güzel ahlâkta mevcuttur. Gazali’nin daha önce belirtmiş olduğumuz ahlâk konusundaki sentezci ve orta yol ilkesi bu kuvvetlerin hikmete uygun olması noktasında esastır. Gazali ahlâki eylemleri değerlendirirken ahlâki yükümlülüğün dışında hayır ve şer, mutluluk unsurlarını da ele almıştır. İster hayır-şer, ister iyi-kötü kullanılsın tüm bu kavramlar ahlâki fiillerin ve ahlâki amaçların bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle bu kavramları ele alırken göz önünde bulundurulması gereken nokta ahlâki değerlerdir. Düşünürümüz bu nokta da dinden bağımsız bir ahlâkın olamayacağını her fırsatta belirterek, buna bağlı olarak ahlâki değerlerin ve fiillerin değişmez nitelikte olmadıklarını vurgulamaktadır. Çünkü yalan söylemek özünde kötü ve günah olduğu halde, bir zalime karşı peygamberi koruma maksadıyla gerçekleştirilirse kötü olarak değerlendirilmeyebilir.


Gazali değerlerin mutlaklığını açıklarken insanın faydacı ve egoist eğilimlerinden yola çıkmaktadır. Ona göre insanın tabiatından gelen bencillik, çocukluktan beri sürekli insanoğluna yapılan telkinler, kimilerine duyulan sempati duygusu ahlâki değerleri mutlaklaştırmaya götüren etkenlerdir. Gazali’ ye göre insan ahlâki buyruğu buyruk olduğu için yerine getirir ve bu manada erdemlidir. Aynı zamanda ahlaki fiil bir amaca yönelik olmalıdır, çünkü amacın en iyi, dini ve ahlâki ilkelerle bağdaşacak nitelikte olmasını ister.


Bu niteliklerin arasında mutlulukta bulunmaktadır. Mutluluğu çeşitli boyutlarıyla ele almıştır. Mutluluğu insanın temel gayesi olarak ele almış ve mutluluğun unsurları olarak fayda, lezzet ve güzelliği bir arada düşünmüştür. İyi ahlâk sahibi olmanın yolları şunlardır: (a) İlahi bir lütuf olmak üzere, bazı insanlar, doğuştan iyi huyludurlar. Peygamberler böyledirler. Doğuştan ve tabiattan gelen bazı güzel huylar, çalışılarak da kazanılabilir. Bazıları doğuştan cömerttir, bazıları çalışa çabalaya cömertliği huy edinebilir. (b) Sıkı bir idman ve disiplinle, iyi huylar ve güzel ahlâk edinmek mümkündür. İnsan cimri ise bunun kötülüğünü, cömert olmak gerektiğini düşünerek kendini cömertliğe zorlar, nefsine ağır gelse de sevdiği malları infak etmeye çabalar. Bunu zoraki bir şekilde yapa yapa gönüllü olarak yapma, daha sonra da zevkle yapma aşamasına ulaşır. Böylece cömertlik onun huyu haline gelir. Kibirli bir kişinin, mütevazı olmasının yolu da budur.


Ahlâki davranış ve tutumların zamana ve şartlara göre değiştiğini, kötü olan bir davranışın şartlara göre nasıl mubah olduğunu şu örnekle anlayabiliriz. “Gazali, yalan söylemenin, bazen mübah, bazen vacip/farz olabileceğini söyler  (İhya, III, 134). “Hz. Peygamber, “İki kişinin arasını bulan, yalan da söylese yalancı değildir”, buyuruyor  (Tirmizi, Birr, 26, Ebu Davud, Edeb, 50; Buhari, Sulh, 2; Müslim, Birr, 101). Kavga eden iki kişiyi barıştırmak ve dargın karı-kocanın arasını bulmak için yalana cevaz verilmiştir  (Tirmizi, Birr, 26). Şeyh Sa’di; “Ortalığı yatıştıran yalan, fitne çıkaran doğrudan iyidir” der. İşte doğruluk böylece yalanla sınırlanıyor. Sonuçta, mutlak ve kat’i bir ilke olmaktan, bir bakıma çıkıyor, nispi ve izafi bir ahlâk ilkesi haline geliyor. İlke olarak haram olan adam öldürme  (cihad) ve başkasının malını zorla elinden alma  (ganimet), savaş halinde caiz, hatta sevap oluyor.


Bütün ahlâk ilkelerinde bu tür hususları görmek mümkündür. Yüce Allah’ın sıfatları bile böyledir. O rahman ve rahimdir. Rahmet ve merhamet sahibidir; ama aynı zamanda azap ve gazap eder.”


Gazali insanların birbirlerini ahlâk konusunda yargılamamalarını işlemiştir. Gazali şöyle demektedir: “Günahkârın cifeden daha pis koktuğunu ve pisliğin başkasını temizlemeyeceğini bilmiyor musun? Böyle iken sen, pis pis koktuğun halde başkasını temizlemeğe nasıl cesaret edersin.” Bir başka yazısında da: “Yazık sana rezaletlerle yoğrulup dururken, insanlara faziletleri nasıl emredersin.”


Buradan anlaşıldığı gibi Gazali ahlâk konusunda kimsenin bir başkasını eleştirmemesi gerektiğini, kişinin önce kendini sorgulamasını ve kendinde olmayan ahlâki değerleri başkalarında aramaması gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Ahlâki davranış ve değerlerin zaman ve şartlara göre değişebileceğini belirtmiştir. İnsanın doğuştan iyi huylu olabileceği gibi iyiliğin zamanla da kazanılabilecek bir erdem olduğunu savunmuştur. Gazali din odaklı düşünerek Eş’arilerin görüşlerini savunmuştur.


Sonuç

Çalışmamızda ele aldığımız Gazali öncesi İslam düşüncesinde ve Gazali dönemi İslam düşüncesinde ki ahlâki görüşlerin benzer ve farklı yanlarını ortaya koyarak, geçmiş ve günümüzdeki İslam toplumlarının ahlâk kavramının şekillenmesinde nelerin ve hangi görüşlerin etkili olduğunu tespit etmeye çalıştık. Gazali öncesi İslam düşüncesine baktığımızda iyi ve kötünün kaynağının genel olarak Allahın emir ve yasaklarına dayanıp dayanmadığına göre şekillendirildiğini gördük. Bu düşüncelerde bir şeyin özünde mi iyi olduğu yoksa insana yarar sağladığı için mi iyi olduğu konularında mezhepsel görüşlerin önem kazandığı ortaya çıktı.


Bu konularda Maturidiler ile Mu’tezililer bir şeyin özünde iyi ya da özünde kötü olduğu fikrini benimserken; Eş’ariler bunun tam aksi bir görüşü savunmuşlar yani, bir şey özünde iyi ya da özünde kötü değildir; Allah öyle istediği için iyi ya da kötüdür görüşüne inanmışlardır. Maturidi ve Mu’tezili mezhebinin ahlâk konusunda daha nesnelci olduğunu söyleyebiliriz. Maturidi ve Mu’tezililer din gönderilmese bile Allahın insana verdiği kudret ve irade ile iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımını yapabilecek bir yaradılışta olduğunu savunurlar. Eş’ariler ise iyi-kötü, doğru-yanlış gibi değerleri Allah isterse tersine çevirir ve bugün iyi olan yarın kötü olabilir görüşünü savunurlar.


Selefiyyeler de tamamen nakil yoluyla olan bilginin değiştirilemez ve yorumlanamaz olduğu görüşüne göre hareket etmişlerdir. Onlara göre neyin iyi neyin kötü olduğunu sorgulamaya kalkışırsak Allahın fiillerini ve buyruklarını değerlendirmiş oluruz ki bu insanı küfre götürür.


Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ile bu dini yaklaşımlar arasında bir bağ kurmak mümkündür. Selefiyyeler’in ve Eş’ariler’in neden sonuç ilişkisine karşı çıkmaları ve her şeyin keramet sahibi ermişlerle çözüme kavuşturulabileceği inancının yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Bu gibi inançlara olan yaygınlıkların artması şeyhlere ait yatır olarak bilinen bazı kutsal mekânları ibadet yerleri haline getirmiştir. Bu gibi yerler Müslümanların dertlerine çare aradıkları yerler haline gelmişlerdir. Bu dini yaklaşımların etkisi nispetinde; İslam dünyası kayıtsız şartsız her şeye rıza gösteren, boyun eğen ve kaderine teslim olmuş bir şekle bürünmüştür.


 
Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Powered by Web Wiz Forums Free Express Edition
Copyright ©2001-2009 Web Wiz
Türkçe Çeviri Hakan Tekgöz

Bu Sayfa 2,777 Saniyede Yüklendi.

tumblr statistics