Gazali Net Ana Sayfa
Anasayfa Anasayfa > Gazali'nin Hayatı > Hayatı
  Yeni Mesajlar Yeni Mesajlar
  Forum Yardım Forum Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

İMAM-I GAZALİ HAZRETLERİ VE TASAVVUF

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Mesaj / Okunmamış Mesajları Gör
sibel Açılır Kutu Gör
Kalfa
Kalfa


K.Tarihi: 28 Nisan 2010
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 189
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Alıntı sibel Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: İMAM-I GAZALİ HAZRETLERİ VE TASAVVUF
    Gönderim Zamanı: 26 Mayıs 2010 Saat 01:00

İMAM-I GAZALİ HAZRETLERİ VE TASAVVUF

ALPEREN GÜRBÜZER

Allah Resulü (s.a.v.)’in “Benim ümmetimin âlimleri Beni İsrail’in nebileri gibidir.” beyanı şeriflerindeki manaya haiz olan zattır İmam-ı Gazali. Bu yüzden Onun gibi ilmi ile amil olmuş Allah dostları, ta Peygamberimiz (s.a.v)’den günümüze kadan gelen irşad hareketini bu yolun takipçileri olarak kıyamete dek sürdüreceklerine inancımız tamdır.
İmam-ı Gazali Hazreleri Horasan’ın Tus şehrinde doğup dünyaya şeref vermişlerdir(Hicri 450. Miladi 1058). Babası ilim ehlinden olmamasına rağmen, ilmin değerini bilip oğullarını ilme teşvik etmiştir. Fakat İmam-ı Gazali Hazretleri ve kardeşi Ahmet daha ergenlik çağına varmadan babaları vefat etmiştir. Hele şükür ki; babaları ölmeden önce ilim yapmalarını sağlayacak tarzda maddiyatlarını temin ederek, bildiği ve güvendiği bir tekke şeyhine emanet etmişti. İki kardeş bir müddet ilim tahsil ettikten sonra ister istemez paraları tükenince, fakirlerin öğrenim gördükleri bir medresede tahsillerine devam etmişlerdir. Aslında bu medrese O’nun taklid yönünden ilk basamağıdır. Tahkik ve marifet ilk yıllarda İmam-ı Gazali Hazretleri’nde bariz bir şekilde görünmez. Zira O, bu durumu şöyle itiraf eder:
“Medreseye girişim sırf Allah rızası için ilim tahsil etmek olmayıp, maişetimi temin için olmasına mukabil, Allah’ın lütuf ve keremi ile beni yüce rızasını tahsile muvaffak kıldı.”
Talebeliğinin ilk yıllarında fıkıh hocası Ahmed İbni Muhammed er Radegani’den ders aldı. Tus’da ilmin ilk basamaklarını aştıktan sonra Cürcan şehrine giderek İmam Ebu Nasr el-İsmailiye’nin ilim dairesine katılır, ama bir müddet sonra ordandanda tekrar Tus’a döner. Bundan sonraki durağı Nişabur’dur, yani İmam-ül Haremeyn el Cüveyni Hazretleri’nin yanında eğitimine devam eder. Aynı zamanda İmam-ı Gazali Hazretleri için Nişabur kendisinin dışa karşı tanınma durağıdır. Öyle ki; Nişabur Medresesi kısa zamanda arkadaşlarını bile geride bırakacak şekilde ilimde ilerlediği yıllar olarak anılacaktır. Şüphesiz bu yıllarda İmam-ül Haremeyn, O’nun ilminin kemale ermesinde çok büyük rolü olan bir feyiz kaynağıdır, ondan geniş çaplı bir ilim terbiyesi alır böylece. O devirde Nişabur, ilim kaynağı bir yer olup aynı zamanda o devirde ilmi ile ün salmış iki büyük zat vardı zaten. Biri Bağdat’ta İshak Şirazi, diğeri Nişabur’da İmam-ı Gazali Hazretleri’nin Hocası İmam’ül Haremeyn el Cüveyni’dir.
Anlaşılan İmam-ı Gazali Hazretleri yirmisekiz yaşına kadar Nişabur Medresesi’nde ilim tahsil etmiştir. Hatta hocasının sağlığında bile yazılı eserler vermiştir. İmam-ül Haremeyn el Cüveyni tam tamına dört yüz talebe yetiştirmiş ve ardından aralarında en büyük eser gördüğü İmam-ı Gazali Hazretleri’ni bırakarak, her fani gibi o da bu dünyadan göç etmiştir. Hocasının ölümü ile birlikte İmam-ı Gazali Hazretleri Nişabur’dan Selçuklu veziri Nizamül Mülk’ün yanına gider.
Nizamül Mülk, Selçuklu Devleti’nin ilk veziri olup, ilme önem veren büyük devlet adamıdır. Nizamiye Medreseleri O’nun eseridir. Bu büyük vezirin işareti ile İmam-ı Gazali Hazretleri Nizamiye Medresesi’nin Baş Müderrisliği’ne layık görülür. Baş Müderrislik devresinde Nizamül Mülk’ün telkinlerini görev bilip münazaralara girer ve her defasında tartıştığı alimleri alt etmesi O’na büyük ihtişam kazandırır. Böylece yedidenyetmişe herkesin büyük ilgisini çeker. Kısa zamanda ilmin zirvesine çıkmasıyla birlikte O’ndan istifade etmek için çevre illerden adeta kafileler halinde dizilip, sohbetine ve vaazına katılanların sayısı günbe gün artar .
İmam-ı Gazali Hazretleri bu kadar meşhur olmasına rağmen, tıpkı her beşer gibi onunda eksik yönleri vardır. Nitekim O, daha önceleri sahip olduğu bilgi seviyesine sonsuz güveninden kaynaklanan bir durum olsa gerek tarikati de kabul etmezmiş, yani bu yola münkirmiş. Nihayet zahiri ilmin en yüksek mertebesine yükselen Gazali, batıni ilme de ihtiyaç olduğunu fark eder ve bir şeyhe gitmeye karar verir, der ki:
“İçimde Şam’a gitmek isteği vardı, ama halifenin ve arkadaşlarımın yerleşip kalmama karşı çıkacaklarından çekinerek, Mekke’ye gitmek arzusunda olduğumu söyledim. Bağdat’ı terk etmek için böyle bir hileye başvurmak zorunda kaldım. Zira onlar için de, benim herşeyimi terk edip, uzaklaşma kararımın dini bir sebepten ileri geldiğini kabul edecek kimse yoktu. Onlar benim mevkimin dinde varılacak en yüksek makam olduğunu zannediyorlardı. Onlar ilimden bunu anlıyorlardı çünkü.
Herkes bana:
“Müslümanlara ve alimler zümresine göz değdi, diyorlardı. Nihayet Bağdat’tan ayrıldım. Kendim ve çoluk çocuğumun nafakasına yetecek kısmından maada mallarımı dağıttım. Sonra Şam’a gittim.”
O, şimdi Şam yolunda bir derviştir. Dört yıllık Bağdat’taki o ihtişamlı hayattan sonra, nefis terbiyesi dediğimiz bir yola koyulma kararı verme azmi bütün benliğini sarmıştı. O, sufiliği tercih etmişti artık.
Şöyle der:
“...Sufilerin, Allah yolunda kimseler olduklarını, onların hayat tarzlarının en güzel yaşama tarzı, yollarının en doğru yol olduğunu, ahlaklarının en güzel ahlakı bulunduğunu yakınen anladım... Onların dış ve içlerindeki hareket ve duygularının hepsi Nübüvvet kandilinin nurundan almıştır. Nübüvvet nurundan başka kendisiyle aydınlanacak bir ışık yoktur.”
İmam-ı Gazali Hazretleri medreseyi bırakarak Şeyh Ebu Ali Faremidi (k.s.)’in elinden tutup biat etmesi, gerçekten düşündürücüdür. Demek ki, insan zahiri ilimleri bitirse de, hatta zirvesine de çıksa, iç terbiye için bir Mürşid-i Kâmilin elinden tutması gerektiğini İmam-ı Gazali’nin iç dünyasında yaşadığı ikliminden anlayabiliyoruz. Şöyle ki; Şeyh Ali Faremidi Tursi Hazretleri (k.s) Nakşi silsilesinin halkalarında yer alan büyük bir zattı. O da Şeyh Ebi’l Hasen Harkani’den nispet almıştır. Zira her şeyhin arkasında mutlaka bir pir vardır. Ali Faremidi Tursi Hazretleri aynı zamanda bir çok şeyhin de piri idi. Ve Şah-ı Nakşibendi (ks). Ali Faremidi (k.s)’yi çok över ve şöyle metheder:
-O’nun ruhuna nazar ettim, ruhunda ne renk ne de şekil vardı.
İmam-ı Gazali Hazretleri’nin şeyhi olan Ali Faremidi Tursi (ks) bu tarikatı Nakşibendiyye nispetini Yusuf Hamedani’ye (ks) devretmiştir. Hem de İmam-ı Gazali Hazretleri’nin iç terbiyesine vesile olarak, eskisinden başka bir Gazali’yi ortaya çıkarmıştır. Öyle ki, nefis terbiyesinde İmam-ı Gazali, caminin hizmeti yanında tuvaletleri bile temizlemiş. Nefsini ıslah etmek sadece zahiri ilimlerle olmuyor, tatbikat da gerekliymiş meğer. Nefis terbiyesi uygulamaları İmam-ı Gazali’yi zamanın Gavs’ı yapmıştır nitekim..
Şam’da iki sene kaldıktan sonra Kudüs’e geçti. İlk iş Kubbetu’s Sahra’yı ziyaret . O mübarek eşiğe yüz sürmek . Hem madde hem de mana bakımından Beyt-i Makdis ve Halil-ür Rahman’da İbrahim (as) ve diğer peygamberlerin huzurunda ahd etti kendi kendine:
-Padişahların ayağına gitmeyeceğim.
Zira Peygamberimiz (s.a.v.); “Alimlerin en kötüleri , devlet yöneticilerinin ayağına giden, devlet yöneticilerinin en iyisi de alimlerin ayağına gidendir” buyurmuşlardır.
- Onların hediye ve ihsanlarını kabul etmeyeceğim .
- Hiç bir kimse ile tartışmayacağım (Münakaşa kalbi karartır).
Nizamü’l Mülk’ün oğlu Fahrü’l Mülk İmam-ı Gazali Hazretleri’ne tekrar medrese hayatına dönmesi için ricada bulunur. O dönem, tam bir fetret devridir. Bir yandan iç kargaşalar, dünyevi ihtiraslar, Haçlı seferleri ile ortalık çalkalanıyor diğer yandan da Batıniler, Rafiziler, feylesoflar kol geziyordu. Kelimenin tam anlamıyla hem iç hemde dış gaileler müslümanları içten içe kemiriyordu. İşte bu elim vaziyette İmam-ı Gazali Hazretleri sufi kimliğini yitirmeden, medrese hayatına yeniden başlıyor, ama eskiden farklı olarak :
“Ben eskiden kendisiyle mevki elde edilen ilmi , yayıyordum... Kasıt ve niyetim bu idi . Fakat şimdi , mevki ve rütbeyi terk ettiren ilme davet ediyorum. Şimdiki maksat ve arzum budur...”
Görüyoruz ki, arifleri, salihleri ve mürşitleri inkâr eden İmam-ı Gazali Hazretleri, medreseye dönerken bambaşka bir hal içinde, arifleri, salihleri ve mürşitleri baştacı yaparak dönüyor. Fakat bu ikinci medrese hayatı Fahrü’l Mülk’ün Batınilerce şehid edilmesiyle sona erdi. Tekrar eğitimi bırakarak Tus’da hem zahir, hem de batın ilimleri öğretmekle ömrünü geçirdi . İmam-ı Gazali Hazretleri genel hatları ile iki ömür devresi geçirmiştir:
- Eski İmam-ı Gazali
- Yeni İmam-ı Gazali
Eskisinde tasavvuftan yoksun, şöhretiyle ün salmış bir hayat, yenisinde ise; şöhretin bir afet olabileceğinin idrakiyle nefis terbiyesi yolu olan tasavvufa yöneliş hayatı . İşte bu iki net çizgi, İmam-ı Gazali Hazretleri’nin hayatını anlatmaktan ziyade Allah’a ulaşmasının cehdi ve çabası olarak bize ders veriyor. Bizler bu durumu böyle addetmeliyiz. O Tus’da 505 (1111)senesinde Allah’a yürüdü ve Şeb-i Arus’a erdi.
Velhasıl, İmam-ı Gazali Hazretleri’nin hayatı incelendiğinde, ilmin zirvesine de çıksak, nefis terbiyesi için tasavvuf hayatı yaşamamız gerektiğini idrak ediyoruz . Vesselam.

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

Powered by Web Wiz Forums Free Express Edition
Copyright ©2001-2009 Web Wiz
Türkçe Çeviri Hakan Tekgöz

Bu Sayfa 0,234 Saniyede Yüklendi.

tumblr statistics